Yaşam

Epstein Dosyası ve Hipokrasi: Güç, İtibar ve Sessizlik

Jeffrey Epstein dosyası, yalnızca bir suç anlatısı değil; modern toplumda hipokrasinin nasıl kurumsallaşabildiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Burada hipokrasi, bireysel ahlaksızlıktan çok daha geniş bir anlam taşır. Hukukun eşit uygulanması iddiası, filantropi söylemi, akademik özgürlük ve çocukların korunması gibi yüksek değerlerin; güç, para ve itibar karşısında nasıl parçalandığını ortaya koyan bir yapıdan söz ediyoruz. Bu dosya, “ne söylendiği” ile “ne yapıldığı” arasındaki derin uçurumu görünür kılar.

Filantropi Söylemi ve İtibarın Aklanması

Epstein yıllar boyunca yalnızca bir finansçı olarak değil, aynı zamanda hayırsever, bilim ve akademi destekçisi, entelektüel çevrelerin hamisi olarak da tanıtıldı. Üniversitelere yapılan bağışlar, bilim insanlarıyla kurulan yakın ilişkiler ve seçkin davetler, kamuoyunda “saygınlık” üretmenin etkili araçlarıydı. Oysa bugün geriye dönüp bakıldığında, bu görünür erdem anlatısının ağır suç iddialarıyla nasıl yan yana var olabildiği sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Hipokrasi tam da burada başlıyor: Toplumsal fayda ve ilerleme söylemi, bireysel ve yapısal kötülüğün üzerini örten bir perdeye dönüşüyor. Akademik literatürde bu durum, “itibarın aklanması” olarak tartışılıyor; yani bağış ve prestij ilişkileri yoluyla etik dışı geçmişin normalize edilmesi.

Hukukun Eşitliği İddiası ve Ayrıcalık Algısı

Hukuk devletinin temel vaadi, kuralların herkes için eşit uygulanmasıdır. Epstein dosyasında bu vaadin ciddi biçimde sarsıldığı görülür. Özellikle 2007–2008 yıllarında Florida’da yürütülen süreç ve federal düzeyde yapılan kovuşturmama anlaşması, mağdurların hakları ve şeffaflık açısından yoğun eleştirilere konu olmuştur. Amerikan Adalet Bakanlığı’nın kendi iç denetim raporları dahi, sürecin mağdurlara bildirim ve katılım bakımından sorunlu olduğunu kabul etmektedir. Buradaki hipokrasi, “mağdur odaklı adalet” söylemi ile kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlık algısı arasındaki çelişkide somutlaşmaktadır. Hukukun teorik idealleri ile fiilî uygulamalar arasındaki mesafe, dosyanın en rahatsız edici yönlerinden biridir.

Kurumsal Sessizlik ve Toplumsal Koruma Söylemi

Devletler ve büyük kurumlar, özellikle çocukların korunması söz konusu olduğunda güçlü ve net söylemler üretir. Epstein vakası ise, bu söylemlerin uzun yıllar boyunca neden etkili bir eyleme dönüşmediği sorusunu gündeme getirir. Federal iddianameler, tanık beyanları ve kamuoyuna yansıyan belgeler, istismar iddialarının tekil ve anlık olmadığını, yıllara yayılan bir yapıdan söz edildiğini göstermektedir. Buna rağmen, erken ve kararlı bir müdahalenin neden gerçekleşmediği hâlâ tartışmalıdır. Hipokrasi burada kurumsal düzeyde ortaya çıkar: Koruma iddiası güçlüdür, ancak koruyucu refleksler zayıf kalmıştır.

Kamuoyu Anlatısı, Kanıt ve Seçici Öfke

Epstein dosyası aynı zamanda kamuoyunun adalet talebi ile söylenti üretimi arasındaki gerilimi de açığa çıkarır. “Müşteri listeleri”, “herkes biliyordu” gibi genellemeler, çoğu zaman kanıtla desteklenmeden dolaşıma girer. Bu durum, bir yandan haklı bir hesap verebilirlik talebini yansıtırken, diğer yandan adaletin kendi standartlarını aşındırma riski taşır. Hipokrasi bu noktada ters yönden işler: Adalet adına konuşulurken, adaletin temel ilkeleri olan kanıt, masumiyet karinesi ve usul güvenceleri göz ardı edilebilir. Seçici öfke, gerçek bir yüzleşmenin yerini aldığında, sistemsel sorunlar yeniden görünmez olur.

Kimlik Değil, Güç İlişkileri

Epstein vakasının analizinde özellikle vurgulanması gereken nokta şudur: Bu dosya, herhangi bir etnik ya da dini kimliğin değil, güç ve ayrıcalık ağlarının ürünüdür. Kimlik temelli açıklamalar hem analitik olarak yetersizdir hem de sorunun özünü perdeleme riski taşır. Asıl mesele, ekonomik güç, siyasal nüfuz ve kurumsal prestijin bir araya geldiğinde nasıl dokunulmazlık algısı yaratabildiğidir. Hipokrasi, tam da bu dokunulmazlık alanında kök salar.

Sonuç: Epstein Dosyası Bize Ne Söylüyor?

Epstein dosyası, hipokrasinin bireysel bir ahlak sorunu değil, çoğu zaman ekosistemik bir problem olduğunu gösterir. Filantropi söylemiyle örtülen suçlar, hukukun eşitliği iddiasıyla çelişen ayrıcalıklar ve çocukları koruma söylemiyle bağdaşmayan kurumsal ihmaller, aynı yapının farklı yüzleridir. Bu dosya, yalnızca geçmişe dönük bir skandal olarak değil; bugün hangi değerlere gerçekten sadık kaldığımızı sorgulatan bir ayna olarak okunmalıdır. Hipokrasi, Epstein vakasında bir istisna değil; sistemin kendisini ele veren bir semptomdur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir