Geçtiğimiz günlerde tesadüf eseri bir kitapçıda gördüğüm ve ilk elime aldığımda bir solukta okuyup bitirdiğim Nawal El Saadawi’nin Sıfır Noktasındaki Kadın adlı eseri, yalnızca bir roman değil; ataerkil düzenin, sınıfsal baskının ve toplumsal adaletsizliğin gölgesinde ezilen kadınların sesini duyuran güçlü bir çığlık. Gerçek bir hikâyeden yola çıkan Saadawi, Kahire’de ölüm hücresinde idamı bekleyen Firdevs ile yaptığı görüşmeyi romanlaştırırken, okuru hem acıtan hem de sarsan bir yüzleşmeye davet ediyor. Kitap, Mısır toplumunun katı toplumsal hiyerarşilerini, erkek egemen kültürü ve kadın bedeni üzerindeki kontrol mekanizmalarını çarpıcı bir dille ortaya koyuyor.
Romanın merkezindeki Firdevs, oldukça yoksul bir ailede büyümüş, küçük yaşta annesini kaybetmiş, çocukluğundan itibaren şiddet, istismar, yokluk ve sevgisizlikle yüzleşmiş, genç yaşta okuma isteğine ve başarısına rağmen ortaokulu bitirdikten sonra okutulmayarak yaşça büyük biriyle evlendirilmiş bir kadın. Onun yaşamındaki kırılma noktaları o kadar çok ve o kadar derin ki, her biri başka bir travmanın kapısını aralıyor. Çocuk yaşta uğradığı taciz, zorla evlendirildiği kocası tarafından maruz kaldığı şiddet ve yaşamını sürdürebilmek için girdiği sokaklar… Firdevs’in hikâyesi, “kader” kelimesinin basit bir açıklamaya dönüşmesini imkânsız kılacak kadar sistematik bir ezilme döngüsünün yansıması.
Saadawi, Firdevs’in hayatını anlatırken acıyı estetize etmiyor; romantikleştirmiyor veya dramatik bir dille süslemiyor. Bunun yerine, Firdevs’in kendi sözleriyle, yalın ve keskin bir gerçekliğin içinden konuşmasına izin veriyor. Romanın en etkileyici yanı da bu: Firdevs’in hikâyesi başkası tarafından temsil edilmiyor, bizzat kendisi tarafından ifade ediliyor. Bu da okuru saf bir tanığın ötesine geçirerek, onunla doğrudan bir temas kurmasını sağlıyor. Kitabın dili zaman zaman soğuk, zaman zaman öfkeli, çoğu zaman da umutsuz… Ama her satırı çarpıcı bir doğrulukla yankılanıyor.
Firdevs’in hayatındaki dönüm noktalarından biri, kendi bedeninin ve emeğinin üzerindeki kontrolü ilk kez ele geçirdiği an oluyor. Seks işçisi olarak çalışmaya başlaması, toplumun gözünde onu “ahlaksız” bir konuma yerleştirirken, ona paradoksal bir özgürlük alanı da sunuyor. Çünkü ilk kez hem ekonomik hem de duygusal anlamda kendi kararlarını verebildiğini hissediyor. Ancak Saadawi, bu özgürlüğün ne kadar kırılgan ve yanıltıcı olduğunu göstermekten geri durmuyor. Firdevs, hangi yolu seçerse seçsin, patriyarkanın ve güç ilişkilerinin ağı her defasında onu içine çekiyor.
Kitapta beni en etkileyen bölüm, idam cezasına neden olan olayın gerçekleşme şekli.. Firdevs’in o kabına sığmayan karmakarışık duygularını, kitabı okurken siz de derinden hissediyorsunuz. Haklı olmak mı, bir başkaldırı mı yoksa yıllarca bastırılmış tüm o karanlık öfkenin haykırışı mı.. Belki de hepsi ve çok daha fazlası..
Kitabın bir diğer çarpıcı bölümü, Firdevs’in idam hücresindeki son gecesinde hayatını anlatırken hissettirdiği duygu: korkusuzluk. Ona acı çektiren tüm sistemlere rağmen ölümden korkmayan, hatta “yaşadığım hayattan daha kötü olamaz” diyerek idam kararını neredeyse bir kurtuluş gibi karşılayan Firdevs, roman boyunca okurun zihninde bir kahramana dönüşüyor. Çünkü o, sistemin dayattığı hiçbir rolün içine sığmayan, kendi varoluşunu kendi sözleriyle kuran bir kadın.
Sıfır Noktasındaki Kadın, doğduğu andan itibaren hangi sınıfa ait olduğunun belirlendiği, kadınların çoğu zaman bir beden, bir eşya ya da bir yük gibi görüldüğü toplumların eleştirisini yapıyor. Nawal El Saadawi, yalnızca bir kadının trajedisini değil, onu yaratan toplumsal mekanizmayı da görünür kılıyor. Bu nedenle kitap, yayımlandığı günden bu yana dünya edebiyatının en güçlü feminist metinlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Firdevs’in hikâyesi bitiyor ama etkisi bitmiyor. Gerçekten de roman, okuru yalnızca duygusal olarak değil, düşünsel olarak da dönüştüren bir güce sahip. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sınıfsal baskı, şiddet, özgürlük arayışı ve kadınların sistematik olarak susturulması gibi temaları bir araya getirerek, hem Ortadoğu’nun hem de dünyanın pek çok yerindeki kadınların ortak deneyimlerine ışık tutuyor. Bu yönüyle Sıfır Noktasındaki Kadın, sadece okunacak bir metin değil; üzerine düşünülmesi, tartışılması ve yüzleşilmesi gereken bir gerçeklik sunuyor.
Bu kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce şu oldu: Atatürk, kadınlara ne büyük bir hediye bırakmış…



