Yapay Zekanın Geleceği
Felsefe

Yapay Zeka Geleceği: Sanat, Meslekler ve Kurallar Üzerine

Yapay zeka, insanlığın geleceğinde nerede konumlanıyor?

İnsan elinin değmediği bir beste, bir roman ya da daha geniş bir başlık altında düşünecek olursak “sanat” olabilir mi?

Yapay zeka sistemleri, otomasyon ve robotikle birleştiği bir noktada, bu sistemler bir doktorun, avukatın, mühendisin yerini alabilir mi?

Aslında önce şunu sormalıyız: Yapay zeka sistemlerini geliştirirken, insanların tam olarak beklentisi nedir?

Yıllar öncesinin Amerikan film endüstrisinin hayal gücüyle yoğrulmuş bilim kurgu filmlerinde, makinelere karşı insanların savaşını izliyorduk. Dev, silahlı ya da küçük ama insanlara göre üstün makineler, insanlığı tehdit ediyordu. Bu makineler, insan aklını bir türlü yenemiyordu. Filmlerde hesaba katılmamış kısım şu oldu: Önce makine – sonra öğrenme yerine, önce öğrenme – sonra makineleşme gerçekleşti.

Çok da uzak değil, bundan bir kaç yıl önce yapay zeka sistemlerinin – özellikle dil modellerinin – gelişmesi ve bu sistemlerin eğitilmesiyle birlikte fiziksel olarak güçlenen değil, öğrenen bir sistem ile karşı karşıya kaldık. Hemen herkes bu konu hakkında konuşmaya başladı, özellikle “etik” tarafını. Esasen etik konusundan önce tartışılması gereken daha öncelikli husus “kanunlar” yani “kurallar” olmalıydı.

Avrupa Birliği nezdinde Yapay Zeka Yasası’nın (Kısaca AI ACT) yürürlüğe girmesiyle birlikte, yapay zekanın tanımı açıkça yapılmamış olsa bile yapay zeka sistemleri tanımlandı ve bu sistemler risk sınıflarına göre farklı kurallara tabi tutuldu. AI ACT hükümlerinin tamamı yürürlüğe henüz girmedi, yani emekleme aşamasında. Avrupa Birliği ülkeleri ise bu çerçeve yasayı iç hukuka aktarma çabasında. Her gün farklı bir yerde dokümanlar, kılavuzlar yayınlanıyor, seminerler, konferanslar veriliyor. Bu konu ile ilgili onlarca yeni dokümana ulaşabilirsiniz. Tabi tüm bu kargaşanın içinden bilginin değerli olanını bulmak, samanlıkta iğne aramaya eş değer halde.

Mevzuat kısmını bir tarafa koyduğumuzda, işin bir başka boyutu da teknik. Özellikle Avrupa Birliği Fonlarına baktığınızda Yapay Zeka Sistemleri, Dijital İkizler ya da yeni nesil otomasyon sistemleri için onlarca hibe bulabilirsiniz (demokrasi – insan hakları gibi konularda maalesef ülkemize fon kapıları yarı kapalı durumda, sanırım bizden sadece beyin gücümüzü kullanmamız bekleniyor). Tüm dünya el ele vermiş, deliler gibi yapay zeka teknolojilerini ilerletmeye çalışıyoruz. Otomasyon sistemlerine gömülü yapay zeka sistemleri ile üretimi hızlandırmak, hataları minimuma indirmekten tutun, ameliyat yapacak yapay zeka sistemlerine, sizin adınıza ev işlerinizi yorulmaksızın yapacak akıllı makinelerden, sizin adınıza hesaplayacak, düşünecek, işe personel alacak yapay zeka sistemlerine kadar… Gerçekten Yapay Zeka’dan beklentimiz oldukça büyük.

2023 yılında Harari ile yapılan bir ropörtajda Harari, ChatGPT gibi dil modelleri ile kısa bir süre sonra iklim krizi gibi konuları tartışacağımızı öngörüyordu. İklim krizi ne ki; artık ChatGPT – CoPilot gibi dil modelleri sunumlarımızı hazırlıyor, karmaşık kodlamaları dakikalar içinde yapıyor, insanların dertlerini dinleyip psikolog olarak görev alıyor, dilekçeler yazıyor, tavsiyeler veriyor, yıldız falımıza baktırıyor, derin siyasi tartışmalara giriyor, arkadaşlık ediyor, iş önerilerinde bulunuyor. Pek çok insanın günlük hayatının bir parçası, bir sanal asistanı olmuş durumda.

Tüm bunlar, etik kısmını tartışanlar açısından masumane görünebilir. Ancak yapay zeka ile bireylerin bu denli etkileşim halinde olması, bir noktadan sonra duygusal paylaşımı da tetikliyor. Bu noktada bir başka soru gündeme geliyor: Yapay zeka insan duyguları öğrenebilir mi? Neden olmasın, öğrenme ve çıkarımda bulunma kabiliyetine sahip yapay zeka sistemleri için üzgünlük – öfke – utanç – mutluluk gibi pek çok kavramı temel iletişim türü olan dil üzerinden gerçekleştirmesi mümkün. Hatta tüm dünyada evrensel kabul edilen başlıca otuzu aşkın yüz hareketini taklit ederek pekala arkadaşlık dahi edebilir. Bu halde, yeterli veri setiyle donatılmış bir yapay zeka sistemi, neden hüzünlü bir beste ya da bir TEDX konuşması yapmasın veya bir aşk romanı yazamasın?

Tabi bu işin romantik kısmı. Gelelim asıl konuya: Ayrımcılık, ırkçılık, nefret söylemleri gibi konular.

Etkileyici aşk romanını yazan yapay zeka, internetin bilmediğimiz derin çöplüklerinde, karşımıza çıkmayan, indexlenmemiş on binlerce bilgiyi öğrenip, çıkarımda bulunarak başka neler yapmaz ki! Bizler, kullanılan her yapay zeka sisteminin hangi veri setleriyle eğitildiğini bilmiyoruz. Bu veri setlerinin kaynaklarını da bilmiyoruz.

Bir başka bilinmezimiz, aynı dil modelini bütün dünya aynı standartta mı kullanıyoruz? Avusturya’dan bir dil modeli kullanan kişi ile aynı dil modelini Güney Afrika’da kullanan kişiye verilen cevaplar aynı olacak mı her zaman? Ya da Polonya’da yaşayan bir Yahudi vatandaşına ırkçılık ile ilgili verilen cevaplarla bir Amerikan vatandaşına verilecen cevaplar aynı olacak mı? Bunu nasıl bilebiliriz?

Konuyu bir katman daha derinleştirmek bu aşamada faydalı olacak: Manipülatif yöntemler. Yapay zeka sistemlerinin manipülatif yöntemler kullanarak insanların karar verme iradesini etkilemesi durumunda ne yapacağız? Mesela bir işletmenin geleceği ile ilgili kararlarda algoritmanın yanıltıcı sonuçları, değersizlik hissine dayanarak intihar kararı, hayatınız konusunda önemli kararlar verme, işe alımlarda çok uygun sayılabilecek adayların yapay zeka sistemi tarafından en baştan elenmesi gibi..

Bu konuyu günümüzde çok konuşulan bir alandan ele almak isterim: Sosyal medya. Hiç fark ettiniz mi, sosyal medyada ne çok vakit geçiriyoruz? Parmağımızla yaptığımız minik kaydırma hareketi ile ekranda durmaksızın yenilenen kısacık videolar… Bir süre sonra gördüğünüz reklamlardaki ürünlere karşı beğenileriniz ve hiç isteğiniz ya da ihtiyacınız olmadığı halde yapığınız satın almalar.. İşte tüm bunlar yapay zeka sistemlerinin, tüketim ekonomisine yaptığı paha biçilemez katkılar.. Üstelik bu defa bu sistemi besleyen bilinmez veriler değil, tamamen bizlerin sosyal medya üzerinden açıkça altın tepsiyle sunduğumuz verilerimiz..

Yazımın başında belirttiğim gibi: Kurallar koyma konusunda teknolojiye yetişemiyoruz. Artık yeni teknolojileri piyasaya sunarken öncelikle kurallara – kanunların uygunluğunu değerlendirmeliyiz. Çünkü bunun için yeteri kadar yapay zeka sistemleri ile vakit harcadık, birbirimizi çok iyi bilmesek bile dikkatli olmamız gerektiğini öğrenecek ölçüde tanıştık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir